Sayın Berlin Büyükelçimizin Hanau'daki ırkçı terör saldırısını protesto etmek amacıyla dün (23 Şubat) düzenlenen yürüyüş sonrasında yaptığı konuşmanın metni.

Frankfurt Başkonsolosluğu 24.02.2020

Kıymetli Vatandaşlarım,Türk toplumunun değerli temsilcileri,

Konuşmama Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ve Dışişleri Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu'nun sizlere gönderdiği kalbi selamları ve geçmişolsun dileklerini ileterek başlamak istiyorum. Türkiye ve Türk halkı bütün gücü ve imkânlarıyla yanınızda ve arkanızdadır.

Dört gün önce ırkçı terörün canımızı yaktığı bu şehirde, Türk veya Alman, yerli ya da göçmen demeden, kökenine veya dinine bakmadan, sadece bu menfur cinayeti lanetlemek, teröre ve İslam düşmanlığına karşı durmak ve benzer ırkçı saldırıların bir daha yaşanmaması talebini hep bir ağızdan haykırmak için bugün bir araya geldik.

Bu alçak saldırı, uzunca bir süredir dikkat çektiğimiz ve sürekli uyarılarını yaptığımız son yıllarda yükselen ırkçılık ve İslam düşmanlığından kaynaklanan şiddetin son örneğini oluşturmaktadır.

Artık sözün bittiği yerdeyiz. 2’si vatandaşımız 4 Türk’ün de aralarında bulunduğu 9 masum ve genç insan bu kanlı terör saldırısında hayatlarını kaybetti. Her birinin bir ailesi, hayatı ve geleceğe dair hayalleri vardı. Gençlerimiz hiç bir akla, ahlaka, insanlığa sığmayan; önyargı, nefret ve kinden beslenen ırkçı saldırganlığın ve şiddetin kurbanı oldular. Bu hastalıklı ideolojinin sinsi tetikçisinin kurşunlarına hedef olan kurbanlarımızın ailelerine bir kez daha başsağlığı ve sabır, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Değerli kardeşlerim,

Aşırı sağcı terörün ulaştığı bu noktaya bir günde gelmediğimiz gibi, bu saldırı da, bazı kesimlerin iddia ettiğinin aksine, kesinlikle bir psikopatın, bir çılgının münferit eylemi değildir. Saldırgan hedefini gayet bilinçli ve planlı bir şekilde seçmiş, insanlarımızın canına kastetmiştir. Saldırıdan önce olay mahallerinde keşif yapması da buna delalet etmektedir. Bu tür ırkçı ve yabancı düşmanı terör eylemleri maalesef yeni de değildir.

Ne yazık ki Türk toplumu bundan önce de çok sayıda ırkçı saldırıya maruz kalmış, onlarca insanımız bu saldırılarda hunharca katledilmiştir. Neonazilerin Schwandorf’da (1988 - 3 kurban), Mölln’de (1992 - 3 kurban), Solingen’de (1993 - 5 kurban) ve Ludwigshafen’da (2008 - 9 kurban) kundakladıkları evlerde yanarak can veren 20 insanımızı unutmadık. Hamburg ve Berlin’de insan düşmanı ırkçılar tarafından katledilen iki gencimizi de unutmadık. NSU terör örgütü tarafından 2000-2007 yılları arasında hunharca öldürülen 8 insanımızı unutmadık. 2016 yazında Münih'te Olympia alışveriş merkezinde ırkçı bir saldırgan tarafından katledileninsanlarımızı da unutmadık.

Diğer yandan, daha geçtiğimiz Ekim ayında Halle’de bir sinagoga düzenlenen saldırı sonrasında hayatlarını kaybeden 2 masum insanı da, mültecilere yardım etmesiyle tanınan ve geçtiğimiz Haziran ayında ırkçı bir caninin kurşunlarıyla hayatını kaybeden Kuzey Hessen (Kassel) Bölge Valisi Lübcke de dahil hem uzak hem de yakın geçmişte, ırkçı terörün kurbanlarını gayet iyi hatırlıyoruz.

Bugün de insanlarımıza, camilerimize, derneklerimize yönelik saldırıların giderek arttığını büyük bir kaygı ve endişeyle takip ediyoruz. Günlük ırkçılık olayları ciddi bir mesele haline gelmiştir. İnsanlarımız iş yerlerinde, okullarında, sosyal hayatlarında dışlanmaya ve ayrımcılığa maruz kalmaya devam etmektedir. Belirtmem gerekir ki yabancı düşmanlığı ve ırkçılık yalnızca Türk toplumunu da değil, özellikle Müslümanlar olmak üzere bütün göçmenleri ve azınlıkları tehdit etmektedir. Mültecilere yönelik saldırılar ve artan Antisemitizm vakaları da bunu göstermektedir.

Daha geçtiğimiz hafta, Almanya’da birçok camiye eş zamanlı saldırı hazırlığı yapan 12 kişilik bir terör hücresi ortaya çıkarılmış, geçtiğimiz yıl Yeni Zelanda’da Christchurch’te yaşanan katliamın benzerlerinin yaşanması neredeyse son anda önlenmiştir.

Artık bu gidişata dur demenin ve son olaylardan da gerekli derslerin çıkarılarak, samimi bir iç hesaplaşma yapılmasının zamanı gelmiştir. Irkçılık, yabancı düşmanlığı, İslam karşıtlığı ve ayrımcılıkla mücadelede şimdiye kadar yapılan yanlışlar, eksik uygulamalar, gösterilen duyarsızlıklar, görülemeyen tehlikeler gözden geçirilmelidir. Saldırı ve şiddet olaylarına karışan failler bir an önce yakalanarak hak ettikleri cezaya çarptırılmalıdırlar. İşlenen suçlar bütün bağlantı ve yönleriyle soruşturulmalı, olaylar aydınlığa kavuşturulmalıdır. Kurumsal ırkçılığın üzerine gidilmeli, ırkçı ve yabancı düşmanlarına karşı sıfır tolerans politikası benimsenmelidir. Bu gruplara ve akımlara karşı etkin mücadelenin yolu, başta siyaset olmak üzere, toplumsal yaşamın tüm alanlarında şiddet ve nefreti cesaretlendiren dışlayıcı, marjinalleştirici ve ötekileştiricidilin terkedilmesinden geçmektedir. Sadece sosyal medya değil, yazılı ve görsel basında da rastladığımız ayrımcı, yabancıları zan altında bırakıcı, aşağılayıcı üslup ve yayınlardan kaçınılması şarttır. Çeşitlilik zenginlik olarak görülmeli, Türklerin ve yabancıların
en zor döneminde Almanya'ya yaptıkları katkılar takdir edilmelidir. Göçmenlerin geldikleri ülkelerin ve inandıkları dinin sürekli olarak olumsuz haber ve yorumlara konu edilmesi hepimizi rencide etmekte, yaralamaktadır. Son dönemde giderek artan bir şekilde göçmenler ve kuruluşları arasında seçici davranılması ve ayrım yapılması da büyük bir yanlıştır, rahatsız edici bir gelişmedir.

Diğer yandan İslam karşıtlığının artık Avrupa’da en az Antisemitizm kadar önemli bir tehdit olduğunu kabul etmek ve bu çerçevede gerekli önlemleri almaya başlamak bu manada önem taşımaktadır.

Camilerimize yönelik neredeyse her gün bir tehdit mesajı alıyoruz. İnsanlarımız tedirgin. Bunun artık son bulmasını istiyoruz. Almanya’daki camilerimizin daha etkin bir şekilde korunması öncelikli beklentimizdir. İçişleri Bakanı Sayın Seehofer’in ahiren bu yönde yaptığı açıklamayı olumlu bir adım olarak görüyoruz.

Diğer yandan, İslam karşıtlığını sadece bir güvenlik meselesine indirgemek eksik bir yaklaşımdır. Bu konuda siyasal ve toplumsal zeminin güçlendirilmesi elzemdir. Bu nedenle, Alman Federal Hükümetinin Antisemitizmle Mücadele Özel Temsilcisi olduğu gibi, bir İslamafobiyle, İslam Karşıtlığıyla Mücadele Özel Temsilcisinin de atanması gerektiğine inanıyoruz. Böylesi bir adımın, hem Federal Hükümetin konuya verdiği önemin sembolik olarak gösterilmesi, hem de sorunun toplumsal nedenlerine dikkat çekilerek farkındalık yaratılması ve çözüm önerileri geliştirilmesi bakımından faydalı olacağı muhakkaktır.

Alman toplumunun çok büyük bir çoğunluğunun ırkçılık tehlikesinin bilincinde olduğunu, yaşananları ülkelerine yakıştıramadığını, son yıllarda artan ırkçı saldırılardan büyük rahatsızlık ve üzüntü duyduklarını, aşırı sağın siyasette yükselişini de tedirginlikle izlediklerini biliyoruz. Almanya bu sınamaların üstesinden gelebilecek bir ülkedir. Yeter ki gerekli tedbirler zamanında alınsın ve uygulansın. Başta Şansölye Sayın Merkel olmak üzere, sağduyu sahibi tüm siyasetçilerin bu konudaki hassasiyetlerini takdir ediyor, bundan sonrası için gerekli tedbirlerin alınması yönünde etkin çalışmalar yürüteceklerine inanıyoruz.

Son olarak insanlık düşmanı ırkçı Neonazilere de birkaç söz söylemek istiyorum. Bu tür alçak saldırılarla Türkleri korkutup, sindirip bu ülkeden ayrılmalarını sağlayacağınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Türkler buraya davetli olarak geldi ve geçen 60 yılda Almanya birçoğu için yeni vatan haline geldi.Ne yaparsanız yapın Türk toplumu Almanya’da varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Başta kurbanların acılı aileleri olmak üzere Almanya'nın değişik bölgelerinden bu yürüyüş ve anma etkinliği için buraya gelen vatandaşlarımıza ve Türk sivil toplum kuruluşları temsilcilerine teşekkür ediyorum.

Bu organizasyonu gerçekleştiren Hanau'daki derneklerin kıymetli temsilcilerini tebrik ediyorum.

Yine bu etkinlik için Türkiye'den gelip bizlerle birlikte olan, destek veren değerli Milletvekillerimiz ve yetkililerimiz ile aramızda bulunan Başkonsoloslarımıza ayrıca teşekkür ediyorum.

Etnik kökeni veya siyasi görüşüne bakmaksızın, Almanya Türk toplumunun tüm kesimlerinin bugün burada müşterek bir zeminde biraya gelerek gösterdiği bu bütünlüğün bundan sonra da devam etmesini temenni ediyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Nun möchte ich meine Worte auf Deutsch fortsetzen.

Sehr geehrter Herr Oberbürgermeister,

Liebe deutsche Freunde,

die schrecklichen Angriffe vom 19. Februar, bei dem auch vier unserer Landsleute ihr Leben verloren haben, erfüllen uns alle mit Trauer und Entsetzen. Trauer um die Verstorbenen und Verletzten, Entsetzen über den ständig steigenden Rassismus, Fremdenhass und Islamfeindlichkeit in Deutschland. Eigentlich waren die Opfer dieses niederträchtigen Massenmordes hier nicht Fremde. Unsere ermordeten Jungen

waren entweder hier geboren oder hier aufgewachsen. Sie waren ein Teil der hiesigen Gesellschaft. Deutschland war ihr Zuhause. Sie waren gerade dabei ihr Leben aufzubauen. Sie wurden gezielt ermordet von einem Rassisten, einem kaltblütigen Mörder. Sie wurden ihren Familien, Freunden und Geliebten entrissen. Welch schwer ertragbares Schicksal!

Ich bin mir sicher, dass die überwiegende Mehrheit der deutschen Mitbürger unsere Gefühle teilen. Sie haben dies schon in den vergangenen Tagen durch mehrere Kundgebungen in vielen Städten Deutschlands mitgeteilt.

Ich möchte mich auch im Namen der türkischen Gemeinschaft für ihre Anteilnahme, Solidarität und Zusammenhalt bedanken.

Wir sind auch sehr dankbar, dass der Bundespräsident Herr Steinmeier unverzüglich nach dem Anschlag hier erscheinen ist und seine Solidarität mit richtigen und wichtigen Botschaften bewiesen hat.

Liebe Freunde,

Wir dürfen uns niemals darüber täuschen, womit wir es hier zu tun haben. Wir haben es mit Hass und mit dem daraus entstehenden Terror zu tun. Frau Bundeskanzlerin Merkel hat diesen Hass sehr treffend als Gift bezeichnet. Und es ist die Aufgabe von uns allen, und besonders der europäischen Gesellschaften, wo Ausländer- und Islamfeindlichkeit ihr hässliches Gesicht zeigen, ein Gegengift zu finden.

Deutschland hat bedauerlicherweise auch in der Vergangenheit mit rechtsradikaler Gewalt reichlich Erfahrung gemacht. Denken Sie an die Anschläge 1988 in Schwandorf, 1992 in Mölln, 1993 in Solingen, 2008 in Ludwigshafen, 2016 in München. Denken Sie an die Morde der rassistischen Terrororganisation NSU. Denken Sie an den Mord des Kasseler Regierungspräsidenten Herrn Lübcke. Denken Sie an das versuchteBlutbad in einer Synagoge in Halle. Denken Sie an die Dutzend rechtsradikale Verdächtige, die vor zehn Tagen festgenommen wurden. Sie haben offenbar bundesweit auch Anschläge auf Moscheen geplant.

Türken beziehungsweise Muslime in Deutschland möchten wie alle ein harmonisches und friedliches Leben in der Gesellschaft führen. Ihre Sicherheit und ihr Wohlergehen ist für uns alle von höchster Bedeutung.

Dennoch erleben sie von Jahr zu Jahr immer mehr Angriffe auf ihre Person, ihre Moscheen, ihre Vereine, ihre Unternehmen und ihre Einrichtungen. Die türkische Gemeinde ist zunehmend besorgt über die anwachsenden Fälle von Diskriminierung und rechtsradikaler Gewalt. Das kann und darf so nicht weitergehen. Nun ist es an der Zeit, diesem Hass und diesen Angriffen ein Ende zu setzen.

Lippenbekenntnisse reichen nicht mehr aus. Jetzt muss man handeln. In diesem Zusammenhang begrüßen wir die jüngsten Schutzmaßnahmen, die von der Bundesregierung bekanntgegeben wurden. Wir erwarten weitere, entschlossene und effektive Schritte in dieser Richtung.

Alle demokratischen Kräfte müssen sich gegen Rassismus und Fremdenfeindlichkeit zusammenschließen und mit einer Stimme sprechen. Die Sprache von Hass und Hetze soll bekämpft werden. Verharmlosungsversuche sollen aufhören. Ein enger und verlässlicher Dialog mit den Vertretern der hier ansässigen Vereine, gegründet von Menschen mit ausländischen Wurzeln, ist dabei erforderlich. Ich denke, Sie sind dazu bereit um das Vertrauen wieder herzustellen.

Ich muss an dieser Stelle hinzufügen, dass niemand der türkischen Gemeinde die Zukunft auf ein weiteres Leben in Deutschland nehmen darf.

Es wird diesen hasserfüllten radikalen niemals gelingen die hier friedlich lebenden Mitbürger mit

Zum Schluss möchte ich nochmals meine tiefe Trauer und mein Mitgefühl an die Familien der Opfer zum Ausdruck bringen.

Vielen Dank für Ihre Aufmerksamkeit.





Atatürk

Nagihan İlknur Akdevelioğlu Başkonsolos
Pazartesi - Cuma

08:30 - 16:00

E-PASAPORT, VİZE, ASKERLİK, NOTER, NÜFUS, EVLİLİK ve VATANDAŞLIK işlemleri için www.konsolosluk.gov.tr adresindeki randevu modülünden randevu alınması gerekmektedir.(Randevu sistemi ‘gmx, web’ uzantılı mail adreslerini tanımamakta olup, randevu almak için kullanılacak mail adreslerinin ‘hotmail, yahoo, gmail’ uzantılı olması gerekmektedir.
1.01.2026 1.01.2026 Yılbaşı Tatili
20.03.2026 20.03.2026 Ramazan Bayramı-1. Gün
3.04.2026 3.04.2026 Paskalya Arifesi
6.04.2026 6.04.2026 Paskalya
1.05.2026 1.05.2026 İşçi Bayramı
14.05.2026 14.05.2026 Hz. İsa'nın Göğe Yükselişi
25.05.2026 25.05.2026 Küçük Paskalya
27.05.2026 27.05.2026 Kurban Bayramı-1. Gün
4.06.2026 4.06.2026 Yortu Bayramı
3.10.2026 3.10.2026 AFC Milli Günü
29.10.2026 29.10.2026 Cumhuriyet Bayramı
25.12.2026 25.12.2026 Dini Tatil-1. Noel Günü
26.12.2026 26.12.2026 Dini Tatil-2. Noel Günü
31.12.2026 31.12.2026 Yılbaşı tatili